15 Temmuz ve işkenceler

İşkence ve duyulmayan çığlıklar!

Ali Emir Pakkan 14 Temmuz 2017

25 yıllık gazeteci, sürekli basın kartı sahibi. Zaman ve Anadolu Ajansı’nda çalıştı. Eğitim muhabiri. 28 Şubat’ın eğitim sisteminde açtığı yaraları konu alan bir kitabı da bulunuyor.

Pek çok masum insan gibi o da cezaevinde! Cadı avının kurbanlarından. Hasta ve işkence ediliyor. En son kızının çığlığı yankılandı: Babamı kaybetmek istemiyorum!

Ama duyan yok!

Tuncer Çetinkaya, ırsi polikistik böbrek hastası, düzenli tedavi görmesi gerekiyor ancak hastalığının bilinmesine rağmen tutukluluğunun ilk üç ayında ilaçları verilmiyor, doktorun görmesine müsaade edilmiyor. Tecrübeli gazeteci, böbreklerinin yüzde 54’ünü kaybetmiş, ciddi kilo kaybı yaşıyor

Gazeteci Çetinkaya, diğer bir çok meslektaşı gibi 23 Temmuz 2016 tarihinde tutuklanıyor. Antalya L Tipi Kapalı Cezaevi’ne konuyor, 17 Ocak 2017 tarihinde fıtık ameliyatı oluyor. Her tutuklunun yanında refakatçı kalmasına izin verilirken Çetinkaya’nın ailesine bile haber verilmiyor. Tecrübeli gazeteci, ameliyat sonrası, gördüğü işkenceyi bir dilekçe ile kayıtlara geçiriyor:

“Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde cerrahi bir müdahale ile fıtık ameliyatı oldum. Ameliyat öncesi ve sonrasında yaşadıklarım da hem fiziki hem de ruhi sıkıntılara sebep oldu. Ameliyat öncesi ve sonrasında ailemden ve yakınlarımdan bir refakatçinin yanımda bulunmasına izin verilmedi. Hasta bakıcı dahi görevlendirilmedi. Ameliyat sonrası götürüldüğüm nezarethanede ameliyattan çıktığım kanlı örtüler ve kirli çamaşırlarla narkozun etkisinin geçmesi için çıplak vaziyette 8 saat civarında bekletildim. Nezarethane görevlisi askerlerin ameliyatlı ve hasta olduğumu dikkate almadan sürekli sigara içmesi ve sürekli gürültü yapmasına katlanmak zorunda kaldım. Refakatçim olmamasına rağmen üzerimi giyinmeme, tuvalete gitmeme bile yardım edilmedi. Ameliyattan 1 gün sonra taburcu edilerek cezaevine getirilirken yürümekte zorluk çekmeme rağmen tekerlekli sandalye verilmedi. Adım atmakta zorlanırken kelepçe takıldı. Cezaevi aracına adeta sürünerek gittim. Yeni ameliyat olmuş birinin sarsılmalara karşı dikkatli götürülmesi gerekirken yaklaşık 30 kilometre oturtularak ve küçük bir alanda kelepçe takılarak götürüldüm. Bu muamelelerin ve eziyetin insan ruh dünyasında yapacağı tahribatı takdirinize bırakıyorum. Bu ve buna benzer muameleler yüzünden ruhsal sıkıntılar yaşadığım gibi bu ruhsal travma polikistik böbrek rahatsızlığımı da olumsuz etkilemektedir. Tedavisi henüz tıbben mümkün olmayan hastalığım tutuklanıp cezaevine konduktan sonra ilerledi.”

Çetinkaya, 26 Mart 2017 tarihli duruşmada serbest bırakılmasına rağmen 2 gün sonra savcılığın itirazı üzerine yeniden tutuklandı! Bundan sonra psikolojik travmaya bağlı olarak hastalıkları daha da ilerliyor. Yakınlarının aktardığına göre artık görüşe bile duvarlara tutunarak gelebiliyor.

Kızı Rahime Gül Çetinkaya, sosyal medya üzerinden yetkililere sesleniyor:

“Babam Tuncer Çetinkaya, tedavisi henüz bulunmayan kalıtsal ‘polikistik böbrek hastası’. Babam bütün aile büyüklerini bu hastalıktan dolayı kaybetmiştir. Bir an önce serbest kalmasını istiyoruz. Lütfen sesimizi duyurun, ben babamı kaybetmek istemiyorum.”

Uluslararası basın kuruluşları IFJ ve EFJ, “Tuncer Çetinkaya’nın sağlığından ciddi endişe duyuyoruz. Derhal tedavi edilmeli” çağrısında bulunuyor.

2017 Türkiyesinde ülkeyi çepeçevre kuşatan duvarlar bu ve benzeri çığlıkların duyulmasına imkan vermiyor!

Kontrollü darbe 15 Temmuz’un yıldönümünde çılgınca kutlamalar yaparak işkence iniltileri bastırılıyor. 249 masumu kim öldürdü sorusu da cevapsız bırakılıyor!

Kardeşlerin kurduğu Guess

 

Kardeşlerin kurduğu Guess

Ali Emir Pakkan

Umut edelim, Aile şirketlerinin uğradıkları zulüm, iş hayatlarında bir virgül olur. Maurice Marciano gibi dünyanın güvenli limanlarını seçerler, başarı hikayelerini yazmaya devam ederler…

Ünlü Guess nasıl doğdu?

Ünlü Amerikan gazetelerinden Wall Street Journal’da okudum. Guess markasının sahibi Maurice Marciano, 1948, Cezayir doğumlu. Babası, Cezayir Savaşında ayrılıyor ülkesinden.

Fransa’nın güneydoğusundaki Marseille’ye mülteci olarak yerleştiklerinde Marciano henüz 7 yaşındadır. Yerel bir sinagogda öğretmenlik yapan baba, çocuklarını Paris’te okula gönderir. Büyüme ve okul çağlarında Marciano’nun moda ve sanat ile ilgili bir planı yoktur. Paris’te bir müze gezisinde gördüğü tablolar sanata ilgi duymasını sağlayacaktır.

Liseden mezun olunca kardeşleri Armand, Georges ve Paul ile butik mağazalar açar. Adını, isimlerinin baş harflerini birleştirip MGA koyarlar. ( İzmir’deki ünlü mobilya üreticisi AlFeMo da üç kardeşin isimlerinin baş harflerinden alıyor.) Mağazalarda hem bay hem de erkeğin kullanabildiği kot pantolonlar büyük ilgi görür.

Marciano, 1978’de Georges ile birlikte Los Angeles’e taşınır. Daha sonra diğer kardeşler Armanda ve Paul da onları takip ederek California’ya gelir. Amerika’da yeni bir başlangıç yaparlar. Aile şirketi ismini “Guess”olarak değiştir. Guess, ‘tahmin edin’, anlamına gelmektedir. George, yolda giderken McDonald’s reklam bilbordunda görmüştür bu kelimeyi.

Guess marka ürünler, 1981 yılına gelindiğinde, Bloomingdale’s ve Beverly Hills mağazalarındaki satışları bir yıl içinde 6 milyon dolara ulaşmıştır. Kardeşlerden Georges elbise dizayn, Maurice finans ve satış, Armand pazarlama ve Paul da reklama bakmaktadır.

Los Angeles’te müze

Wall Street Journal’ ın Guess’in emekli sahibini sayfalarına taşıması ticari başarısından değil. Marciano, aynı zamanda büyük bir sanatsever ve koleksiyoncudur! Milyonlarca dolar ödeyerek topladığı tablolarla adından sıkça söz ettirir. Bazen ticaretleri kötü gitse ve krizler ile uğraşsalar bile sanata yatırım yaparlar.

Guess’in kurucu başkanı, 3 yıl önce Los Angeles’te satın aldığı Mason Tapınağını müzeye çeviriyor. 1961’de inşaa edilen binayı Marciano Art Foundation işletecek ve müze hizmete açıldığında 1 500 parça koleksiyon sergilenecek.

Guess gibi markalar bizim ülkemizde neden çıkmaz? Cezayir’de kalsa Marcello, bugün dünyanın her tarafında alıcı bulan, ünlü Guess markası doğar mıydı? Benzer soruları kendime sorarken, şirketlerine el konulan, dışardaki son Boydak’ların da gözaltına alındığı haberleri geliyordu.

Ne yaptı bu insanlar? Ülkelerinde fabrikalar kurdular, yeni markalar ürettiler ve dünyaya açılıyorlardı…Okul, üniversite açma yarışına girdiler! Kurdukları vakıflarla eğitime, sanata hizmet ettiler.

Umut edelim, Aile şirketlerinin uğradıkları zulüm, şirketlerine kayyım atanması, mallarına el konması iş hayatlarında bir virgül olur. Maurice Marciano gibi dünyanın güvenli limanlarını seçerler, biz de başarı hikayelerini yazar ve okuruz…

Not: Guess ile ilgili habere şu linkten ulaşılabilir

https://www.google.com/amp/www.wsj.com/amp/articles/guess-co-founder-maurice-marciano-is-opening-las-newest-museum-1480349760?client=safari

#Guess

Bir soykırım hikayesi

Allahım ne zaman yardımın!

6 Ocak 2017

Ali Emir Pakkan

Bir, adı kamuoyunda bilinenler var bir de bilinmeyenler!
Ama onlar da anne, baba, amca, dayı öğretmen, ev hanımı…
Onların da çocukları, akrabaları ve arkadaşları var.
Yuvaları dağılıyor! Çocukları ağlıyor!
Kimse görmüyor, duymuyor onları!
Sesleri de çıkmıyor!

G.Antep’te üç çocuklu bir aile dağıtıldı.
Baba öğretmen, dersanede çalışıyordu. Kapattılar…
Çok tecrübeli ve iyi bir branş öğretmeniydi, boş kalmadı.
Özel bir okulda iş buldu.
Eşi de milli eğitimde öğretmendi.
Çok seviliyordu.
OHAL’in ilk kararnamesi ile ihraç edildi.
Sarı bir zarfla yıllardır emek verdiği mesleğe veda etti!
Üç çocukları, ilkokul, ortaokul ve liseye gidiyordu.
Tek maaşa düştüler.
Kiradaydılar…
Bir gün kapıya polis dayandı.
Anneyi götürdüler!
Suçu bir bankada hesabının bulunmasıydı.
Sarsıldılar.
Anne anneleri koştu geldi.
3 gün sonra anne denetimli serbest bırakıldı!
Sevindiler!

2017’ye gün sayarken polis bir kere daha geldi! Babaları okuldaydı. Çağırdılar eve!
Ellerine kelepçe vurup götürdüler!
Bir hafta G Antep’te emniyette kaldı.
Sonra Tokat’tan gelip aldılar.

Herkes yeni yıla sevinç içinde girerken onlar babasız ve buruktular!
Babalarının savcı karşısına çıkmasını bekliyorlardı!
Suçsuzdu, salıverilecekti.
İnanıyorlardı.
Uzadı gözaltı süresi!
Anneleri bir gün Tokat’a gitti!
Üşüyen eşine kazak götürdü ve döndü!
Uzun otobüs yorgunluğunu üzerinden atmamıştı daha!
Yavrularına babalarını anlatıyordu!
Zayıfladığını, saç ve sakalının birbirine karıştığını söylemedi onlara!
Nasıl güçlü ve güleryüzlü olduğundan bahsetti uzun uzun!
Çocuklar, babalarını çok özlemişlerdi! Rüyalarda buluşuyorlardı.

Ve babalarını beklerken…
Polis yine geldi!
Bu sefer anneyi aldılar!
Hitlerin SS’leri gibiydiler!
Üç masum, anne ve babaya muhtaç çocuk, kala kaldı evde!
Başlarına yıkıldı dünya!
Anne de götürüldü Tokat’a..

Uzun tutukluluk süresi içinde çocuklar, bir umut beklediler…
Çıkıp gelecekti anne babaları…
Bu arada İstanbul’da, Ankara’da ve İzmir’de bombalar patladı!
Kan gövdeyi götürdü.
Teröristler kaçtı.
Türk askerini diri diri yakan İŞİD’ liler serbest bırakıldı!
İkametleri belli diye tutuksuz yargılanacaklardı!

Ve günlerden cumaydı!
Tokat’tan haber geldi: Anne ve baba da tutuklanmıştı!
Savcının denetimli serbestlikle yargılansın talebini hakim red etmişti.
Bir gün sonra…
Avukat, anne-babının duruşma salonundan bir mesajını ulaştırdı çocuklara, yan yanaydılar.
Başları dik,
Yüzleri gülüyordu, hayret!
Anne, biz iyiyiz merak etmeyin yavrularım’ diyordu.
Baba, çocuklarının tek tek isimlerini sayıyor, sen mimar, sen psikolog, sen hakim olacaksın, diyordu.
Ne öfke, ne intikam vardı yüzlerinde ve sözlerinde!
Avukat mesajı şöyle bitirdi: Ne yapabilirim çocuklar! Emir Ankara’dan geldi!

Babanın babası emekli imam, yaşlı ve hastaydı. Haberi yoktu olup bitenden. Son seçimlerde, Kur’an okuyor diye baştaki zalime vermişti oyunu! Öğrenecekti eninde sonunda oğlu ve gelinine yapılan zulmü! Ağlayacaktı ama Artık çok geçti…

Çocuklar yıkıldı!
Ev yıkıldı! G Antep’te karı-kıca iki öğretmenin ocağı söndürüldü!
İki öğretmen daha zindana atıldı!
Biraz daha karardı etraf.
Biraz daha karardı vicdanlar!
Biraz daha açıldı teröristlerin önü!
Allahım, dedi yaşlı nine, eşyaları toplarken,
Anasız babasız torunlarının yaşlı gözlerini silerken: Kimse duymuyor sesimizi! Sen duy! Ne zaman yardımın?