Faal ve önde gelen Nur talebelerini tutuklama planı!

Devlet idaresinin yönü nasıl değiştirildi?

 
Ali Emir Pakkan 15 Mart 2017

Bu üçüncü yazı, biliyorum uzun oldu ama derin devlet operasyonu Malatya Suikasti (1952) ve sonrasındaki gelişmeler bir süreçti!

Bediüzzaman ve talebelerinin üzerine dikkatler çekildi. Dindarlar aleyhinde bir sürü yalan, iftira ve tezvir propagandası başlatıldı. Malatya hadisesi bahanesiyle hiç olmazsa faal ve etkili Nur talebelerini tutuklama planı yapıldı.

Nurculuğun ülkede yayıldığı, tehdit ve tehlike olduğu algısı oluşturuldu.
600 kişilik bir fişleme listesinden bahsediliyordu. 25 yerde soruşturma açıldı, bir kısmı davaya dönüştü.
Diyarbakır, Rize ve Mersin’de evlere, işyerlerine baskınlar düzenlendi, gözaltılar oldu!

Isparta’da ana dava açıldı! 80 Nur talebesi hakkında iddianame hazırlandı! Emniyet ve istihbarat tam bir cadı avı başlattı. Ankara, istanbul, Adapazarı, Safranbolu, Karabük, Dinar, İnebolu, Van’da onlarca kişi sorgulandı! Suç bulunamadı!

Elbette Bediüzzaman Said Nursi, davaların baş sanığıydı. Oysa Çağın Alimi, İstanbul’daki bir davadan beraat edip Emirdağ’a yeni dönmüştü! Bu sefer kumpas dava Samsun’da açıldı. Bilgisi dışında Büyük Cihad’ta yayınlanan yazısı bahane edildi!

Büyük Cihad Gazetesine baskın düzenlenmiş, sahibi ve yazı işleri müdürü Hüseyin Yücel ile Risale-i Nur talebesi Mustafa Sungur gözaltına alınmıştı. Emirdağ’da yaşayan Said Nursî de mahkemeye çağrılıyordu. Çok rahatsız ve ihtiyar olması sebebiyle ilçe doktorundan aldığı rapor dikkate alınmadı.

Savcının ısrarı üzerine Said Nursî, Samsun’da mahkemede bulunmaya karar vererek İstanbul’a kadar geldi. Fakat sıhhati daha da bozulunca yola devam edemedi; bir sağlık raporu daha alıp mahkemeye gönderdi. Raporda, Said Nursî’nin vücudunun ne karadan ne denizden ne de havadan Samsun’a gitmeye tahammül edemeyeceği yazıyordu. Mahkeme heyeti, rapora istinâden, Bediüzzaman’ın İstanbul mahkemelerinden birinde istinabe sûretiyle ifâdesinin alınmasına karar verdi. Bediüzzaman, hakkındaki suçlamaların yeni olmadığını belirtiyor, bütün mahkemelerde verilen beraat kararlarını gösteriyordu!

1953’te Samsun mahkemesi, dava mevzuu yazıda mahkûmiyeti icap ettirecek bir kasıt görmediğinden, Said Nursî’nin beraatına karar verdi. Mustafa Sungur’la gazetenin yazı işleri müdürü Hüseyin Yücel ise hapis cezasına çarptırıldı. Diğer Nur talebeleri hakkındaki davalar da delil bulunamaması üzerine beraat ile sonuçlandı.

Said Nursî, Malatya hadisesi ve sonrası estirilen devlet terörüne şöyle değinecekti:

“Düşmanlarımız suç bulamıyordu. Malatya hadisesi bahanesiyle, hiç olmazsa Nur talebelerinden altı yüz faal ve muktedir olanlarını mahkemeye vermek planı yapıldı.” (Emirdağ Lâhikası)

Mustafa Sungur da, Yalman’a suikastin devlet idaresinin yön değiştirmesine sebep olduğunu söyleyecekti:

“Malatya Hâdisesinin tepkileri mukaddesatçı muhitte, yani umumiyetle Türk milletinde büyük oldu. Bir tek Ahmet Emin Yalman’a kurşun sıkılması, sanki hükümet siyasetinin ve devlet idaresinin yön değiştirmesine sebep olup 27 yıllık ceberut idareden sonra bir parça nefes alarak varlığını duyurmaya kalkışan milliyetçi, mukaddesatçı, hürriyetçi çevreler, susturulmaya başlandı. Göz dağı verildi. Tevkifler başladı. Ve Başvekilin o malum Gaziantep nutku, Demokrat Parti’de bulunan dindar Demokrat mebusları da hedef alan ve milliyetçi çevrelerde, 180 derece yön değiştiren bir üslûp ve davranış olarak kabul edildi. Zaten idarî iktidardan düşmemiş olan eski zihniyet, Demokrat reislerin bazı desise ve iğfalata, tahrikata kapılarak yaptıkları hareketler ve galeyanları neticesi, tekrar kuvvet buldu. İrtica irtica diye vaveylaya başlayan solcular, dindarlara ve dolayısıyla Demokrat idareye karşı hücuma geçti.”

2002’de Demokrasi vaadi ile iktidara gelen siyasi İslamcılar da bir süre sonra yön değiştirdi? Ceberrut devlete döndüler? Bir savcı, iki polis ve bir hakimle masumları, “terörist ” ilan sürecindeyiz! Hamile kadınlar, bebekli annelere kadar inildi! Zalimlerin sonu ne olur? Tarihin sayfaları arasında cevabını aramaya devam edeceğiz! Sürpriz yok! zulüm sürmez! Acıyın onlara!

Not: Bazı okurlar, mağdurlara nasıl yardım edebiliriz, diye soruyor! Bazıları mağduriyetleri anlatıyor ve duyurulmasını istiyor! Bu mailleri tek tek değerlendireceğim. Duyarlı okurlara teşekkür ederim.
Aliemirpakkan@gmail.com
Twitter@AliEmirPakkan
@TYolculuk

Reklamlar

Necip Fazıl, Serdengeçti ve yargı tiyatrosu!

“Cübbemi paralayacağım geliyor”

Necip Fazıl’ın savcıyı susturan sorusu!

“Şimdi kıskanç bir koca, karısını öldürse ve cebinden Othello çıksa, Shakespeare’in iskeletine pranga vurulması için Londra savcılığına müzekkere mi yazacaksınız?”
Ali Emir Pakkan, 13 Mart 2017

1952’den başlayıp 1953’e kadar süren bir devlet terörü esti Türkiye’de! Malatya suikasti bahanesi ile yüzlerce masum insan gözaltına alındı! Onlardan biri de ünlü şair Necip Fazıldı!

12 Aralık 1952’de İstanbul’da tutuklanıp Malatya’ya sevk edilen N.Fazıl’a, “Taammüden katle teşvik ve azmettirmek, katle teşebbüs fiilini medih ve istihsal eylemek” suçlaması yapıldı. Tahliye talepleri reddedildi. Dosyada tek bir delil bulunmuyordu.

Dava, Malatya’dan Ankara’ya nakledildi. 3 Ağustos 1953 günü Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk duruşma yapıldı. Suikasti gerçekleştiren sanık Hüseyin Üzmez ve arkadaşları suçlarını kabul ettiler.

Necip Fazıl, Cevat Atilhan, Osman Yüksel Serdengeçti gibi yazarlarlar, iddiaları reddetti. “Hakkımdaki deliller nedir?” diye soran Necip Fazıl’a, Büyük Doğu’da Ahmet Emin Yalman’la ilgili yazdığı yazılar delil olarak gösterildi. Büyük şair, şu tarihi savunmayı yaptı:

“Benim, müteşebbis sanıkları doğrudan doğruya azmettirdiğime dair elde hiçbir delil bulunmadığına, her şey yazılarımdan alınan ilhamla yapılmış farz edildiğinde ve bütün mes’ele böyle bir faraziyenin ceza hukuku bakımından suç teşkil edip etmeyeceği üzerinde olduğuna göre, bu davayı kökünden hal ve fasl edici bir misali takdim etmeliyim: Dünya edebiyatında kıskançlığın şaheseri Othello’dur. Shakespeare’in meşhur Othello’su. Şimdi hastalık derecesinde kıskanç bir koca, sırf bu hissi yüzünden karısını öldürse ve cebinden Othello çıksa, şu kürsünün üzerine eğilmiş beni hayretle dinleyen kaytan bıyıklı savcı, Shakespeare’in iskeletine pranga vurulması için Londra savcılığına müzekkere mi yazacaktır?”

Mahkeme Hakimi duruşma arasında odasına Necip Fazıl’ı çağırmış, jandarmayı da uzaklaştırdıktan sonra şu itirafta bulunmuştu: “Tavan üzerimize yıkılacak gibi oluyor! Cübbemi paralayacağım geliyor! Fakat sizi tahliye edemiyorum. Anlayınız!..”

Ünlü yazar, 16 Aralık 1953’te Malatya Davası’ndaki suçlamalardan beraat ederek cezaevinden çıktı.

Malatya davasında Osman Yüksel Serdengeçti de aynı suçlamaya maruz kaldı. Necip Fazıl ile birlikte önce Malatya Cezaevi’ne, ardından da Ankara Kapalı Cezaevi’ne gönderilen Serdengeçti, 14 ay cezaevinde hapis yattı. Uğradığı zulümler karşısında “Biz bunları çok gördük, bu kelepçeler Menderes’in demokrasi fabrikasında imal edildi. Bunlar bindikleri dalları kesiyorlar, yarın ne olacağını Allah bilir. Başlarına bir iş gelirse yine biz üzülürüz.” diyecekti.

Malatya suikastinin üzerinden 67 yıl geçti; ne çakma suikastler bitti ne de mahkemeler üzerindeki baskılar sona erdi! Hizmet hareketini yok etmek isteyen Siyasi İslamcılar, aynı yöntemleri daha acımasızca kullanıyor!

Not: Malatya Suikasti; https://serbestgazeteci.wordpress.com/2017/03/10/bir-suikast-ve-ardindan-gelen-tutuklamalar/
-1952, Malatya suikasti:
http://m2.shaber3.com/yazarlar/ali-emir-pakkan/bir-derin-devlet-operasyonu-malatya-suikasti/1281645/

aliemirpakkan@gmail.com
Twitter@AliEmirPakkan
@TYolculuk

Bir suikast ve ardından gelen tutuklamalar

Bir derin devlet operasyonu: Malatya suikasti

Ülkeyi sarsan suikast! 600 kişilik tutuklama listesi! Gazetelere baskınlar! Tutuklanan yazarlar! Kapatılan dernekler ve tetikçiden gelen itiraf; Suikaste memur edildim

 

Ali Emir Pakkan 10 Mart 2017

Hizmet hareketine, “terör örgütü” dediler ama ortada terör eylemi yoktu! 15 Temmuz darbe senaryosunu yazıp, oynadı ve cemaatin üzerine yıktılar! Bu bir derin devlet operasyonuydu!

Eskiden; bir veya bir kaç tetikçi tutulur, suikast düzenlenir, cinayet, kim “düşman” ilan edildi ise üzerine atılırdı. Sonrası kolaydı. Emniyet ve adliye gözaltı ve tutuklamalara başlardı!

İşte ” 1952 Malatya hadisesi” böyle bir derin devlet operasyonuydu!

Anlatayım…

1950’de DP’nin iktidara gelmesi ile demokrasi havası esti. Derin yapılar rahatsızdı. DP, irtica ile yeterince mücadele etmemekle suçlanıyordu. Adnan Menderes’in eliyle milliyetçi, muhafazakar ve dindarlara darbe vuracak büyük bir plan yapıldı!

22 Kasım 1952’de Başbakan Menderes’le birlikte Malatya’ya giden Vatan gazetesi başyazarı Ahmet Emin Yalman, Hüseyin Üzmez tarafından vuruldu. Türkiye, bu suikast girişimi ile sarsıldı! Yalman yaralı kurtuldu. Lise talebesi Üzmez, tutuklanarak hapse kondu.

Malatya suikastından sonra ülkede (derin devletin beklediği gibi) hava değişti. İktidarın dinî hareketlere karşı tavrı sertleşti. Menderes’in suikasttan sonra konuyla ilgili ilk değerlendirmesi şöyleydi: “Bu meselede siyasi maksada dayanan bir iş varsa mutlaka meydana çıkarılacaktır. Bu vatanın neresinde olursa olsun, politika ve fikir adamları silahla tehdit edilemez. Buna cüret edeceklerin, hatta bunu akıllarından geçirecek olanların kafalarını bin parça etmeye kudretimiz var.”

Bu demeçten bir süre sonra, sadece Malatya suikastıyla doğrudan ilgili görülen sanıklara karşı değil, dinî ve milliyetçi çevrelerdeki kişi ve kuruluşlara karşı da sert tedbirler alındı. Ülke çapında bir cadı avı başlatıldı. İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere 25 ilde operasyonlar yapıldı. Milliyet Gazetesi “600 kişilik bir fişleme listesi”nden bahsediyordu! (Şimdilerde 600 bin kişiye çıktı sayı)

Gazetelere baskınlar düzenlendi. Malatya Sulh Ceza Hâkimliği, 25 Ocak 1953’te soruşturma çerçevesinde İslam Demokrat Partisi Genel Başkanı Cevat Rifat Atilhan, Samsun’daki Büyük Cihat gazetesi sahibi Mustafa Bağışlayıcı, Büyük Doğu gazetesinin sahibi Necip Fazıl Kısakürek ve Mustafa Cemil Dağ hakkında tutuklama kararı çıkardı.

9 Mart 1953’te gözaltındakiler trenle Ankara’ya sevk edildi. Elleri kelepçeli olarak merkez cezaevine gönderildiler. Savcı, iddianamede Üzmez ve Kısakürek dâhil 6 kişinin idamını istiyordu.

Suikast girişimiyle hiçbir ilişkisi bulunmayan Bediüzzaman Said Nursî’ye de dava açıldı, talebeleri tutuklandı.

1953’te dalga dalga devam eden tutuklamalar, soruşturmalar ve davalardan bazıları şöyleydi:

27 Aralık 1952: Bediüzzaman Said-i Nursî hakkında, dini siyasete alet etmekten dava açıldı.

4 Ocak 1953: Necip Fazıl gözaltına alındı, Büyük Doğucular hakkında çeşitli illerde soruşturma başlatıldı.

22 Ocak: Osman Yüksel Serdengeçti gözaltına alındı, Milliyetçiler Derneği mahkeme kararıyla kapatıldı. 100’e yakın şubesi savcılıklarca mühürlendi.

30 Ocak: Milliyetçiler Derneği mensubu iki milletvekili Sait Bilgiç ve Tahsin Tolga, DP’den ihraç edildi.

Temmuz 1953: Millet Partisi hakkında, Sulh Mahkemesi’nde kapatma davası açıldı.

36 sanıklı Malatya davasında Necip Fazıl, Osman Yüksel Serdengeçti ve Cevat Rıfat Atilhan bir yılı aşan tutuklu yargılamalardan sonra beraat etti. Hüseyin Üzmez ile suçu işlemesine yardım eden 11 sanık ise mahkûm edildi.

Üzmez 20 yıl, 8 sanık on ikişer yıl, 3 sanık beşer yıl hapis cezasına çarptırıldı. 10 yıl hapis yattıktan sonra çıktı ve hukuk tahsilini tamamlayarak avukat oldu. 14 Ekim 2014’te ölen Üzmez, Akit’te yazıyordu. Gözaltında iken, Yalman ile hastanede yüzleştirilmiş ve şu itirafta bulunmuştu; “Vurmasaydım, beni öldüreceklerdi. Suikaste memur edildim.” (Vatan, 29 Kasım 1952)

DP’nin ilk büyük hatası, hukuku askıya alan tek parti dönemi uygulamalarını sürdürmesi oldu! 1957’den sonra baskılar toplumun bütün kesimlerini kapsadı!

Bugün Hizmet hareketi, tarihin en acımasız derin devlet operasyonu ile karşı karşıya; Suça batmış AKP eliyle bir kitle yok edilmek isteniyor! Yakında tetikçilerin itiraflarını bol bol okuyacağız!

aliemirpakkan@gmail.com

Twitter@AliEmirPakkan

@TYolculuk

Sıra Robert Kolej ve Boğaziçi’ne gelir mi?

Robert koleji, kara ruhlar, Yamanlar…
Ali Emir Pakkan, 8 Mart 2017

Bu yıl Robert kolej mezunlarının hepsi yurt dışındaki okulları tercih etmiş, yolları açık olsun! Acaba kaçıncı kuruluş yıldönümünü kutluyor Robert Koleji?

Hemen cevap vereyim: 150. yıl! Türkiye gibi darbelerin darbeleri izlediği, insan hakları, demokrasi ve hukukun askıya alınıp bütün kurumların zarar gördüğü bazılarının kapısına kilit vurulduğu bir ülkede büyük başarı değil mi?

Kolejin, ” himmetli”, “mütevelli heyetli” ilginç bir kuruluş hikayesi de var…

Amerikalı egitimci Dr.Cyrus Hamlin, bir misyonerdi ve Protestan mezhebinin akidelerini yaymak amacıyla İstanbul’a gönderilmişti! Bir okul için kolları sıvadı. Hayırsever işadamı Christopher Rhinelander Robert’in ( NY, Long İsland) verdiği destek sonucu Kolej, 16 Eylül 1863 tarihinde İstanbul Bebek’te eski bir ahşap binada, 4 erkek öğrenci ile eğitime başladı. İlk öğrenciler büyük ölçüde Ermeni gençleri idi. Din eğitimi yanında, mesleki dersler de alıyorlardı.

Kolej, bağışlarla, himmetlerle büyüyor. (Bugünlerde bu faaliyetler terör örgütü kapsamında suç sayılıyor.) 1871’de kız öğrencilere Amerikan Kız Koleji açılıyor. Üsküdar’da bir kampüs arazisi satın alınarak ilk bina yapılıyor. 1914’te Üsküdar’dan Arnavutköy’e daha geniş bir araziye kurulmus olan kampüse taşınıyor.1932’de kız ve erkek okulu tek bir müdürün idaresi altında birleşiyor. 1959’da ise; bir mütevelli heyeti idareyi ele alıyor. 1971’de karma eğitime geçiliyor. Aynı yıl Bebek kampüsünde ‘‘Boğaziçi Üniversitesi’’nin temeli atılıyor.

28 Şubat’ta orta kısım kapatıldı

1997 yılında ilköğretimin sekiz yıla çıkmasıyla birlikte Robert Kolej’in orta okulu kapanıyor. Robert Kolej öğrencileri ilk yılı hazırlık sınıfı olmak üzere, beş yıllık lise eğitimi alıyor.

Kolej, iyi eğitim ve başarıları ile adından her dönem söz ettiriyor: Türkiye’de 1892 yılında ilk kez Robert Kolej’de bir öğrenci birliği kurulmuş. 1920’de ilk kez kadınlar için bir tıp okulu başlatılmış. İlk basketbol maçı Robert Kolej’de oynanmış! Kolej diplomasi, politika, iş dünyası, sanat, akademi, eğitim gibi çeşitli alanlarda liderler yetiştirmiş.

Kolej mezunlarının arasında bakın kimler var: Abidin Dino, Ayşe Kulin, Behice Boran, Betül Mardin, Bülent Ecevit, Çiğdem Talu, Engin Cezzar, Genco Erkal, Göksel Kortay, Feyyaz Berker, Halet Çambel, Haldun Dormen, Hüsnü Özyeğin, Cem Karaca, Cem Kozlu, İsmail Cem, Mina Urgan, Nejat Eczacibasi, Nuri Çolakoğlu, Orhan Pamuk, Ömer Koç, Perihan Mağden, Rahmi Koç, Rahşan Ecevit, Sedat Ergin, Serdar Bilgili, Sina Akşin, Suna Kıraç, Tolga Örnek, Tosun Terzioğlu, Soli Özel, Şakir Eczacıbaşı, Şenes Erzik, Tansu Çiller.

Neden yazdım bunları?

Türkiye’yi bilim olimpiyatlarında temsil eden en başarılı özel okullardan Yamanlar Koleji’nin tabelasını indirmek için saldıran eli baltalı vandalların fotoğrafı gözümün önünden gitmiyor! Ülkeyi esir alan zihniyetin fotoğrafıdır bu. Şimdilerde dünyanın 170 kusür ülkesinde açılan Türk kolejlerine çökme derdindeler!

1839’dan bu yana bir buçuk asır geçmiş! Martin Van Buren’den Barack Obama’ya bunca başkan içinde, (demokrat, cumhuriyetçi) bir başkan da çıkıp, Robert Kolej’i engellemeye çalışmış mı? Büyükelçisini harekete geçirip, kolejler aleyhine lobi yaptıran var mı? Okulu devlete devredin, diye rüşvet dağıtılmış mı?

Tam tersine, kolejlerin açılmasını teşvik etmişler! Kurucu ve destekçilerine vergi muafiyeti gibi kolaylıklar sağlamışlar! Madalyalarla onurlandırmışlar! Biyografilerini yazıp, ders kitaplarında okutmuşlar. Robert Koleji de, Amerika’nın ülke dışındaki en eski okulu olmuş!

Bilmiyorum Robert Koleji ve diğer Alman, İngiliz ve Fransız okulları, bu eğitim katilleri hakkında ne düşünüyor? Mezunları hep Türkiye dışını tercih ettiğine göre onlar da endişeliler! Bazı havuz medyası tetikçileri, okulun arazisini diline doladı; bazı mezunlardan hareketle, okulu ‘ajan yuvası’ ilan etti! Gezici olmakla suçladı! Hizmet hareketi yokken her kötülüğün kaynağını Amerika/İsrail görüyorlardı! Kitleleri böyle böyle zehirlediler! Ama Batı menşeili okullara dokunmanın Amerika’yı karşılarına almak olduğunu da bilirler!

Umalım, ülkeyi esir alan eğitim düşmanı zihniyet, bütün kaliteli okulların kapısına dayanmaz. Yamanlar, Samanyolu ve Aziziye gibi son 30 yıldır Türkiye’nin eğitimdeki yüz akları kaldıkları yerden yollarına devam eder!

aliemirpakkan@gmail.com

Turkey Purge: The drama , by children who are faced with seperation from parents, is growing

Turkey Purge

The drama , by children who are faced with seperation from parents, is growing.

By Ali Emir Pakkan
One morning, a police officer broke into their house . There were three children and parents who are teachers. First, they arrested the father, then the mother. 3 boys were left alone in the house.

Due to State of Emergency in the country, custody has been increased to 30 days. Parents were under custody for a month. They were not allowed to speak to their lawyers. They were not aware of their convinctions. During interrogation, they were asked why they had been working in the schools shut by the government. These schools were the most successful schools in Turkey that were opened by Hizmet movement supporters. Apparently being a teacher was a felony.

Parents are in jail for the past two months. 3 boys, aged 10,14, and 17 , had to move in with their grandmother. Convicted teachers are waiting for their trial date! The conditions in their cell is worsening. There is torture, isolation, and limitation to visitors. A letter sent to the children reads: ” There are 6 month old infants! I do not even want to think about the effects of being without mothers and fathers”.

There are more than 100 thousand people arrested in Turkey and more than 50 thousand are jailed. We do not know how many children are left without their parents.

Families are expecting democratic countries to be more sensitive to the infringement of law and the felonies against innocent people. International communities, human rights associations and non profit charity institutions should help the children whose parents are jailed before its too late.

(.) By Ali Emir Pakkan, freelesjournalist, Turkish..

Contact:
aliemirpakkan@gmail.com

Zindandan mektup!

Zindandaki öğretmenden 3 çocuğuna mektup

Bizim boynumuzu bükmeyin!

Ali Emir Pakkan   6 Mart 2017

Gaziantepli, karı-koca iki öğretmenin hikayesini yazmıştım. Önce baba, sonra anneyi aldılar! Üçü de okula giden 12, 15 ve 18 yaşlarındaki erkek çocuklar evde yalnız kaldılar!

Kiradaydılar… Ev, anneannenin yaşadığı şehre taşındı kış ortasında; çocuklar, anne-babadan sonra, arkadaşlarından da koparıldılar!

2 ay geçti! Daha hakim karşısına çıkarılmadılar! Kendilerine, ‘Neden şu dershanede çalıştınız? Neden bu bankada hesabınız var?’ deyip tutukladılar!
Geçtiğimiz günlerde babadan bir mektup geldi çocuklarına. Dimdik ayaktaydılar!

Özetle o mektuptan bazı alıntıları paylaşmak istiyorum. Tarihe not düşelim. Çocuklarına bakın ne nasihat ediyor babaları?

“Yavrularım,
Böyle olmasını istemezdim.
Fakat her şey Allah’tan.
Her şeyin ortaya çıkacağı mizanı bekliyorum. Dün ( 15 Ocak 2017) cezaevinin en küçük tutuklusu ile tanıştık! 6 aylık bir kız, Ablası dört yaşında. O, anneannesinin yanında. Sadece o da değil, halasının yanında kalan 2, 4 ve 6 yaşında kardeşler… Yine, annesi hapiste, 1, 2 ve 7 yaşında babası ile kalanlar. Gece uyanıp, annemi, babamı istiyorum, diyen niceleri…”Allah bahtlarını açık etsin, kötü ile karşılaştırmasın” diye dua etmekten başka bir şey gelmiyor elden! Ne kadar aciziz değil mi?

Nice insanlarla tanıştım. “Abi, aylık 9.500 kazanıyordum, hepsi boşmuş, değerini bilemediğim şeylerin kıymetini şimdi anladım” diyen vergi müfettişleri… Doktorlar, Albaylar, hepsinin ortak noktası özgürlükten yoksun olmak! Rahatımız iyi ama sadece kaybettiklerimize mi üzülsek kazandıklarımıza mı sevinsek bilemiyoruz!

Oğullarım,
Size güveniyorum ama dışarıya güvenmiyorum. Önce akrabalarımıza sonra Allah’a emanet ettik sizi…
Arkadaşlarınıza dikkat edin, size kötülüğü tavsiye ediyorsa o arkadaş değildir!
Büyüklerin sözünden çıkmayın!
Doğruyu yanlışı biliyorsunuz! Yanlış yapmayın. Doğruyu yapmak; irade ister, güç ister, inanmak ister! Sizde hepsi var.
Bizim boynumuzu bükmeyin, yüzümüzü kızartmayın! Tabii ki zor, kolay olan nefsi davranmak !

Bizi buraya getiren Allah. Kimseye suç bulmayın. Nedenleri geçin. Durumunuzu değerlendirin! Allah sizleri hayata ve ahirete hazırlıyor! Sınırlarınızı zorluyor, zorlayacak! Kötü şartlarda yaşamayı öğretecek, irade ve sabrınızı sınayacak!
Sonsuz bir hayatı kazanmanızı sağlayacak… Sabreden kazanacak.
Sürekli sorgulayan, üşenen, erteleyen kaybedecek. Allah kazananlardan eylesin

Yıkmak kolaydır! Kötü alışkanlıklar hemen kazanılır. Yapmak zordur, çelik irade ister, işte sizin gibi! Kirletmek kolaydır, temizlemek zordur!

Çıkacağız inşallah, ben ümitsiz değilim. Çünkü kanun karşısında, hak katında, toplum vicdanında bir kötülüğümüz yok. Her şey geçici, insan aceleci!
Sabredelim ve dua edelim!
Allah herşeyi görüyor ya! Tasalanmaya gerek yok!

Ayşe anne ( kayınvalide) Kızın L. , senin sözünü hatırlatıyor! “İyilerin başına her şey gelşr” diye. Ama laf olsun diye değil, gerçekten iyiyiz. Çıkınca bir pikniğe gideriz artık. Etler benden, sen un helvası yaparsın. Edremit taraflarını gezeriz.
Çıkacağız inşallah.
Selametle
18 Ocak 2017, imza (H. …)

Mektup böyle… Öğretmenin yaşlı babasına, hala oğlu ve gelinin zindanda olduğu söylenememiş! O, çocuklarını güvende ve işlerinin başında sanıyor!

Kaç kişi farkında olanların bilmiyorum? Kaç kişi duyuyor zindandan gelen sesleri?
Kaç kişi biliyor annesiz/babasız çocukları?
Ama sen duymasan, görmesen de bir gören var Türkiye! Mektupta  Allah’a yakarış var zaten! Tarih de hem bu zulümleri hem de kahreden sessizliği kayıt ediyor! Babanın dediği gibi; “Her şeyin açığa çıkacağı mizan kurulduğunda, anlayacağız herşeyi! ” Zalimlerin yakasında olacak (iki dünyada) masum çocukların elleri!

Not 1 : Mazlumların sesini duyurmak ve onlara yardımda bulunmak isteyenlere bu sütunlar hep açık! Bizim de görevimiz dua ederek, hem onların sesini duyurmaya çalışmak hem de tarihe not düşmek olsun!

Not 2 : Gaziantep’te karı-koca öğretmen nasıl gözaltına alınmıştı? İlk yazı:
https://serbestgazeteci.wordpress.com/2017/01/06/bir-soykirim-hikayesi/

aliemirpakkan@gmail.com

AKP savcıları ve zift medyası duymasın!

Yaşar Tunagür olmayan MİT raporu ile suçlanmıştı!

Maklubeyi Türkiye’ye getiren Hoca!
Ali Emir Pakkan 4 Mart 2017

1965’te Diyanet İşleri Başkan Yardımcısıdır. 12 Mart 1971 muhtırası üzerine balyoz gibi iner! Önce Diyanet’teki görevine son verilir. Sonra Çorum’a vaiz olarak atanır! Üç ay sonra da! (16 Haziran 1971) bir sabah evinin kapısını polis çalar ve gözaltına alınır, Ankara’ya sevk edilir!

Mamak Cezaevinde, koğuş arkadaşları arasında Doğan Avcıoğlu da vardır. Bir sohbetini dinledikten sonra Avcıoğlu, hayranlıkla; “Hoca bu anlattıkların doğru ise ya sen komünistsin ya da biz müslümanız” diyecektir. 6 ay cezaevinde kalır. Sakalını kesmek isterler, direnir! Tam zorla kesecekleri gün, (10 Kasım) tahliye edilir!

Yaşar Tunagür’den bahsediyorum! Bugün bürokraside benzer şeyler yaşanıyor! O kadar benzer ki, Tunagür Hoca’yı görevinden eden de gözaltına aldıran da bir “MİT raporu”nda olduğu öne sürülen iddiadır! Tunagür, Ürdün’de bir meydanda şeriat lehine bir konuşma yapmakla suçlanmaktadır!

İlk duruşmada Hoca, kendini savunur! Damadı Ürdünlü olmasına rağmen hayatında hiç bu ülkeye gitmediğini söyler! Mahkeme, MİT’ten raporun orjinalini ister; ortaya çıkar ki, öyle bir rapor da yoktur! Bir iftira, kumpasla karşı karşıyadır Tunagür!

Diyanet İşleri Başkanlığı sırasında yaptığı çalışmalardan birileri rahatsızdır! Hakkında Senato’da bir araştırma komisyonu kurulur. Uzun bir rapora; vaizlik, müftülük ve başkan yardımcılığı dönemindeki icraatleri konu edilir! Somut bir suç yoktur! O zamanki yafta vurulur; “Laikliğe aykırı, irticai faaliyetlerde bulunduğu saptanmıştır! Cumhuriyet, 27 Mayıs düşmanıdır.”

O raporun sonuna 4 senatör, muhalefet şerhi düşer. Hukuk devleti ilkelerini hatırlatırlar. Yalan yanlış fişlemelerin dışında somut bir delil olmadığına dikkat çekilen şerh yazısında, Tunagür hakkındaki bütün iddiaların mahkemelerde beraatle sonuçlandığı belirtilir.

Yaşar Tunagür, Fethullah Gülen’i İzmir Kestanepazarına tayin eden kişidir. Fatih Kolejinin açılışına öncü olmuştur. Sırf bu yüzden son süreçte, adı gündeme getirilmiş ve bir kez daha linçe uğramıştır! Bir tetikçi gazeteci onu, mahkemelerden dönmüş asılsız raporlardaki iddialarla suçlayabilmiştir!

Bu arada belirteyim; Hizmet hareketine mensubiyet delillerinden (!) sayılan maklube yemeğini, Türkiye’ye getiren kişi de Tunagürdür! AKP İktidarı, merhumu mezardan çıkarıp, yargılayabilir! Nasılsa hukuk askıda! İnsanlık suçlarında 12 Mart’ı da 12 Eylül’ü de çoktan geçtiler!
aliemirpakkan@gmail.com